top of page

Neden Anlıyorum Ama Konuşamıyorum?

  • Yazarın fotoğrafı: Gökhan Çetinyürür
    Gökhan Çetinyürür
  • 23 Şub
  • 2 dakikada okunur

"Anlıyorum, ama konuşamıyorum" Türkiye’deki İngilizce öğrenenlerin neredeyse %90’ının yaşadığı en büyük engellerden biridir. Peki, neden beynimiz devasa bir kütüphane gibi kelime dolu olmasına rağmen (devasa olmasa da vardır bir şeyler en azından), ağzımızı açtığımızda sadece "I... uhm... yes..." diyebiliyoruz?


İşte bu bariyerin gerçek nedenleri ve LUSE English bakış açısıyla çözüm yolları:



1. Pasif Kelime vs. Aktif Kelime Dağarcığı


Beynimiz bilgiyi iki farklı çekmecede saklar:


  • Pasif Dağarcık: Okuduğunuzda veya duyduğunuzda tanıdığınız kelimelerdir. Örneğin biri size "gigantic" dediğinde -bağlamdan da yararlanarak- bu kelimenin anlamını bilebilirsiniz. Bu çekmece genellikle çok büyüktür.


  • Aktif Dağarcık: Konuşurken saniyeler içinde geri çağırıp kullanabildiğiniz kelimelerdir.

Sorun şu: Eğer sadece dizi izliyor veya test çözüyorsanız, sadece pasif dağarcığınızı besliyorsunuzdur. Konuşmak için o kelimeleri "pasif" çekmeceden "aktif" çekmeceye taşımanız gerekir. Bunun tek yolu ise o kelimeleri sesli olarak telaffuz etmek, yani pratik yapmaktır.



LUSE English'ten ücretsiz bir deneme dersi için yer ayırt:


Ücretsiz
Deneme Seansı
15min
Yer Ayırt


Mavi arka planda sarı kare ve kırmızı nokta; pasif, aktif kelime dağarcığını açıklayan renkli çubuk şeması. Metin: Tüm kelimeler.
Görsel: lemongrad.com


2. "Mükemmeliyetçilik" Hapishanesi


Türkiye’deki geleneksel eğitim sistemi bize gramer hatalarının "günah" olduğunu öğretti. Bir cümle kurmadan önce zihninizde gizli bir öğretmen beliriyor ve: "Past Continuous mu kullanmalıyım yoksa Perfect Tense mi?" diye soruyor.


Siz hangi kural neydi diye düşünürken zaman akıyor, panik başlıyor ve artık geçmiş olsun: İngilizce konuşmaya tövbe ediyorsunuz. Unutmayın: İletişim, gramerden daha önemlidir. Hata yapmaktan korkmak, gelişimin önündeki en büyük kalkandır.



3. Zihinsel Çeviri Çıkmazı


Daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi, Türkçeden İngilizceye kafa içinde çeviri yapmak işlemciyi yoran ağır bir yazılım gibidir.


  • Türkçe düşün: "Eve gitmek istiyorum."

  • Çevir: "I want to go home."

  • Kontrol et: "Doğru mu kurdum?"


Bu süreç sizi yavaşlatır ve doğallığınızı bozar. İngilizceyi bir refleks haline getirmek için "kelime ezberlemek" yerine daha fazla İngilizce içeriğe maruz kalmanız gerekir. Bu sayede kelimeleri hem doğru tonlamada duyar, hem de kendinize olabildiğince doğal bir çalışma alanı yaratmış olursunuz.



Kadın, ağzına yapışmış kırmızı uyarı işaretiyle fotoğraflandı. Güneş gözlüklü, sakin bir ifade. Arka plan bulanık.
"Mükemmelliyetçilik" ve sürekli çeviri yaparak konuşmaya çalışmak en büyük engeller.


4. Konuşma Kaslarının Zayıflığı


Tuhaf gelecek olsa da, yüzme öğrenmek için nasıl suya girmek gerekiyorsa konuşmak için de çene kaslarınızı ve ses tellerinizi bu dile alıştırmalısınız. İngilizcedeki sesler Türkçeden farklıdır; bu yüzden sadece zihninizde konuşmak yetmez. Sesli pratik yapmadığınız sürece diliniz dönmeyecektir. Bunu mükemmel bir telaffuza sahip olmak veya belli bir aksanla konuşmak için değil, alışık olmadığınız sesleri daha kolay çıkarmak için yapmalısınız.



Sonuç olarak:


"Anlıyorum Ama Konuşamıyorum" Döngüsünden Nasıl Çıkılır?


Hemen bugün uygulayabileceğiniz 3 basit adım:


  1. Gölgeleme (Shadowing) Yapın: Bir videoyu izlerken konuşmacının hemen ardından (aynı hız ve vurguyla) kelimeleri tekrar edin.


  2. Hata Kotası Koyun: Kendinize günde en az 10 hata yapma izni verin. Hata yapmıyorsanız, yeterince pratik yapmıyorsunuz demektir.


  3. Düşünmeden Konuşun: LUSE English seanslarında yaptığımız gibi, konunun ne olduğu önemli değil; önemli olan o 30 dakikayı sadece İngilizce konuşarak geçirmek.

    Unutmayın: Konuşmazsanız, konuşamazsınız. Dil bir bilgi değil, bir beceridir.



Ücretsiz
Deneme Seansı
15min
Yer Ayırt

Yorumlar


  • Instagram
  • Facebook Sosyal Simge
  • LinkedIn Sosyal Simge
bottom of page