Bağlam ve Ötesi: Sürekli Sözlüğe Bakmayı Bırak

Güncelleme tarihi: 5 Eki
İngilizce bir metin okurken, video izlerken veya bir podcast dinlerken bilmediğin bir kelime olduğunda ne yapıyorsun? Akla ilk gelen cevap durup sözlüğe bakmak olabilir; ama akla ilk gelen cevap her zaman en iyi cevap değildir. Bize, bizi sürekli sözlüğe bakmak zorunda kalmaktan kurtaracak bir metot lazım. Bilmediğimiz bir kelimeyle karşılaşınca yaptığımız en büyük hata sadece o kelimeye odaklanmak oluyor. Asıl yapmamız gereken ise o kelime dışındaki her şeye odaklanmak, yani biz tam tersini yapıyoruz. Kelimeyi zaten bilmiyoruz, ona odaklanmak neyi değiştirecek? Kelimenin kullanıldığı bağlama odaklanırsak bilmediğimiz kelimenin anlamını çıkarabiliriz. Şimdi bunu nasıl yapabileceğimizi öğreneceğiz.

Benzerlik
Burada, bilmediğimiz kelimenin anlamını çıkarmamıza yardımcı olacak her türlü açıklamayı, örneği, tanımlamayı vb. arıyoruz. "In fact, for example, for instance, such as, that is, which means, or" gibi ifadeler, benzerlik aramamız için birer işarettir. Bir önceki cümlede geçen bilmediğimiz bir kelime, bir sonraki cümlede örneklerle açıklanabilir. Kelimenin üzerinde boşa zaman harcamak yerine cümlenin geri kalanına, bir önceki cümleye ya da bir sonraki cümleye odaklanabiliriz.
Aşağıdaki örneği inceleyelim. Video uçaklardaki boarding sürecinin neden çok yavaş olduğuyla ilgili. Klipteki ilk cümlenin sonunda "bottleneck" diye bir kelime geçiyor. Bu kelimeyi bilmediğimi farz edelim (klibi İngilizce altyazıyla izlemeyi unutma :).
"These models are designed to consider the two biggest plane-loading bottlenecks." Bu cümleden sonra iki örnek veriliyor. Bu örnekler o iki "bottleneck" işte:
Birinci örnekte koridor tarafında oturacak yolcunun, cam kenarındaki yolcudan önce yerine oturduğunu görüyoruz. Cam kenarındaki yolcunun yerine geçebilmesi için müsaade istemesi, diğer yolcunun da kalkması falan gerekiyor. Bu nedenlerle dolayı süreç uzuyor.
İkinci örnekte koridorda oluşan bir sıkışıklıktan bahsediliyor. Uçağın arkasında oturan yolcular daha önlerde oturan yolcuların yerleşmesini beklediği için kuyruk oluşuyor, bu da yine sürecin uzamasına neden oluyor.
Şimdi bu iki örnekten ne anlıyoruz? Bunlar olumsuz örnekler. Demek ki "bottleneck" kelimesinin anlamı olumsuz. O zaman klibin bütününe bakarak kelimenin anlamını tahmin etmeye çalışalım: bu kelimenin anlamının sorun, terslik, engel gibi bir şey olması lazım. Gerçekten de kelimenin anlamı: engel, tıkanıklık (bir şişenin ağzı daralır ya, oradan geliyor bu kelime). Bir örneğe daha bakalım:
"He's meticulous about his notes — every date checked twice, every source written down, nothing left to memory."
Kelimemiz "meticulous". Benim en çok gördüğüm sorun böyle bir kelimeyle karşılaşınca okumayı bırakmamız. Bütün cevap tam bu noktada başlıyor: kişi notlarıyla ilgili "meticulous" olarak betimleniyor ve kişinin bu özelliği de her tarihi iki kez kontrol etmesi, her kaynağı not alması ve hiçbir şeyi sadece hafızasına bırakmaması olarak örneklendiriliyor. E o zaman bu kişiye ne deriz? Dikkatli, özenli, titiz falan, değil mi?
Zıtlık
Aslında mantık aynı, yöntemimiz değişmiyor. Bilmediğimiz kelimenin geçtiği yerde yine bir ilişki arıyoruz. Bu sefer farklı olan, bu ilişkinin benzerlik değil zıtlık olması. Bu noktada bize ipucu verebilecek bazı kelimeler var:
although, but, yet, while, unlike, instead, however, on the other hand
Bu ifadelerden birini gördüğümüzde cümlenin yön değiştirebileceğini anlamamız lazım. Bilmediğimiz kelimenin karşısına zıt anlamlı bir açıklama, davranış veya örnek gelebilir.
Şu cümleye bakalım:
“Unlike her outgoing sister, Elif is quite reserved and rarely starts conversations with strangers.”
Bilmediğimiz kelime reserved olsun. Cümlenin başındaki unlike, bize iki kardeş arasında bir zıtlık olduğunu söylüyor. Kardeşlerden biri outgoing, yani sosyal ve dışa dönük. Elif ise yabancılarla nadiren konuşma başlatıyor.
O zaman reserved nasıl bir anlama sahip olabilir? Dışa dönüğün tam tersi: sessiz, çekingen, içine kapanık gibi bir şey. Kelimenin sözlükteki bütün karşılıklarını bilmiyoruz belki ama cümleyi anlamamıza yetecek kadar yaklaşabiliyoruz.
Bir de şu örneğe bakalım:
“Although the climb looked daunting, it was actually much easier than we expected.”
Burada bilmediğimiz kelime daunting. Cümlenin devamında tırmanışın beklenenden çok daha kolay olduğu söyleniyor. Başta da although var. Demek ki görünüşüyle gerçekte nasıl olduğu arasında bir zıtlık kuruluyor.
Tırmanış gerçekte kolaysa ama ilk bakışta “daunting” görünüyorsa, bu kelimenin zor, korkutucu veya göz korkutucu gibi bir anlamı olması lazım.
Yine birebir çeviri yapmadık. Cümledeki ilişkiyi kullanarak kelimenin yaklaşık anlamını çıkardık.
Neden-sonuç ilişkisi
Bilmediğimiz bir kelimenin anlamını bulmamıza yardımcı olabilecek bir diğer ilişki de neden-sonuç ilişkisi. Bir olayın nedenini veya sonucunu anlayabiliyorsak, bilmediğimiz kelime hakkında da bir tahminde bulunabiliriz.
Bu ilişkileri gösteren bazı ifadeler şunlar:
because, so, therefore, as a result, since, due to, consequently
Örneğin:
“The roads were slippery because they were covered with ice.”
Slippery kelimesini bilmiyoruz diyelim. Yolların buzla kaplı olduğunu biliyoruz. Buzla kaplı bir yolda ne olur? Ayağımız veya arabanın tekerlekleri kayabilir. O zaman “slippery” kelimesinin kaygan gibi bir anlama gelmesi lazım.
Başka bir örnek:
“After walking for six hours without eating anything, Deniz was famished, so he ordered two meals.”
Burada famished kelimesini bilmiyoruz. Fakat kişinin altı saat yürüdüğünü, hiçbir şey yemediğini ve sonunda iki öğünlük yemek sipariş ettiğini biliyoruz. Demek ki bu kişi bayağı aç. Hatta sadece aç değil, muhtemelen çok aç.
“Famished” kelimesinin tam karşılığını bilmesek bile anlamın şiddetli açlıkla ilgili olduğunu çıkarabiliyoruz.
Aslında günlük hayatta da sürekli böyle düşünüyoruz. Bir arkadaşımız “Sabah kahvaltı yapmadım, bütün gün çalıştım ve şu anda…” dese cümlenin sonundaki kelimeyi duymasak bile ne söyleyebileceğini az çok tahmin ederiz. İngilizcede yaptığımız şey de bundan çok farklı değil.
Kelimenin cümledeki görevine bakmak
Kelimenin tam anlamını bulamıyorsak en azından ne tür bir kelime olduğunu anlamaya çalışabiliriz. Bu bir isim mi, fiil mi, sıfat mı, yoksa zarf mı?
Şu cümleye bakalım:
“The manager reluctantly accepted the proposal.”
Reluctantly kelimesini bilmiyoruz. Ancak kelimenin -ly ile bitmesi ve accepted fiilini açıklaması, bunun -genelde- bir zarf olduğunu gösteriyor. Yani bize yöneticinin teklifi nasıl kabul ettiğini anlatıyor.
Belki anlamını hemen bulamayacağız ama en azından bunun bir kişi, nesne veya eylem olmadığını biliyoruz. Yöneticinin kabul etme biçimini anlatan bir kelime arıyoruz.
Cümlenin devamı şöyle olsaydı:
“The manager reluctantly accepted the proposal, even though he still had serious doubts about it.”
Artık daha güçlü bir tahmin yapabiliriz. Yönetici teklif hakkında hâlâ ciddi şüphelere sahip olmasına rağmen teklifi kabul ediyor. Demek ki bunu isteyerek, hevesle veya gönüllü olarak yapmıyor. “Reluctantly” kelimesi isteksizce gibi bir anlama geliyor olmalı.
Kelimenin cümledeki görevi bize doğrudan cevabı vermeyebilir ama aradığımız cevabın alanını daraltır. Bu da tahmin etmeyi kolaylaştırır.
Kelimenin parçalarına bakmak
Bazı kelimelerin içindeki küçük parçalar da bize yardımcı olabilir. Özellikle sık kullanılan ön ekleri ve son ekleri tanıyorsak kelimenin anlamıyla ilgili bir fikir edinebiliriz.
Mesela:
un- genellikle olumsuzluk anlamı verir: unhappy, unfair, unusual
re- genellikle tekrar anlamı verir: rewrite, rebuild, reconsider
-less genellikle yokluk anlamı verir: careless, hopeless, harmless
-ful genellikle bir özelliğe sahip olma anlamı verir: helpful, careful, useful
Şu kelimeye bakalım:
unpredictable
Kelimenin tamamını bilmiyor olsak bile parçalara ayırabiliriz:
predict: tahmin etmek
predictable: tahmin edilebilir
unpredictable: tahmin edilemez
Tabii ki her kelimeyi parçalayarak çözemeyiz. Bazen kelimenin görüntüsü bizi yanlış bir sonuca da götürebilir. Bu yüzden kelimenin parçaları tek başına yeterli bir kanıt değil. Bunu diğer bağlam ipuçlarıyla birlikte kullanmamız lazım.
Görüntü, ses tonu ve beden dili
Bağlam sadece kelimelerden oluşmaz. Bir video izliyorsak görüntüler, konuşanın ses tonu, yüz ifadesi ve beden dili de bağlamın bir parçasıdır.
Birisi yüzünü buruşturup tabağı kendinden uzaklaştırırken şöyle diyorsa:
“This is revolting.”
Revolting kelimesini bilmesek bile kişinin tepkisine bakarak bunun olumlu bir kelime olmadığını anlayabiliriz. Muhtemelen yemeği iğrenç veya çok kötü buluyor.
Ya da bir kişi gözleri büyümüş bir şekilde yeni aldığı evin içinde dolaşıyor ve şöyle diyorsa:
“This place is enormous!”
Görüntüde çok büyük bir ev varsa enormous kelimesinin büyüklükle ilgili olduğunu tahmin edebiliriz. Ses tonu da bunun sıradan bir büyüklük değil, şaşırtıcı derecede büyük olma anlamına geldiğini gösterebilir.
Podcast dinlerken görüntü olmadığı için işimiz biraz daha zor olabilir ama bu sefer de ses tonu, vurgu, duraklamalar ve konuşmacının verdiği örnekler yardımımıza koşar.
Yani video izlerken sadece altyazıya bakmıyoruz. Ekranda olan biten her şey bize bilgi veriyor.
Konunun genelini düşünmek
Bazen bilmediğimiz kelimenin hemen yanında yeterli ipucu olmayabilir. Böyle durumlarda metnin veya konuşmanın genel konusunu düşünmemiz gerekir.
Diyelim ki iklim değişikliğiyle ilgili bir video izliyoruz. Konuşmacı sıcaklığın yükselmesinden, buzulların erimesinden ve deniz seviyesinden bahsediyor. Ardından şöyle bir cümle kuruyor:
“Many coastal communities are particularly vulnerable.”
Vulnerable kelimesini bilmiyoruz. Ancak konuya bakarsak kıyı bölgelerinde yaşayan insanların iklim değişikliğinden daha fazla etkilenebileceğini anlayabiliriz. O zaman kelime korunmuş, güçlü veya güvende gibi olumlu bir anlama sahip olamaz. Tam tersine tehlikeye açık, kolay etkilenebilir veya savunmasız gibi bir anlama sahip olması daha mantıklı.
Burada önemli olan, kelimeyi cümleden koparıp tek başına düşünmemek. Kelimeyi videonun, paragrafın veya konuşmanın içine geri koymamız lazım.
Her zaman tam karşılığı bulmak zorunda değiliz
Bağlamdan anlam çıkarmak, kelimenin Türkçe karşılığını yüzde yüz bulmak demek değil. Çoğu zaman kelimenin genel olarak olumlu mu olumsuz mu olduğunu ve neyle ilgili olduğunu anlamamız yeterli.
Şu cümleyi düşünelim:
“The medicine alleviated the pain, allowing her to sleep comfortably for the first time in days.”
Alleviated kelimesini bilmiyoruz. Fakat ilacı aldıktan sonra kişinin günler sonra ilk kez rahatça uyuyabildiğini görüyoruz. Demek ki ilaç ağrıyı artırmamış. Ağrı üzerinde olumlu bir etkisi olmuş.
Bu noktada kelimenin azalttı, hafifletti, geçirdi veya rahatlattı anlamlarından hangisine geldiğini tam olarak bilmeyebiliriz. Ama cümlenin mesajını anladık: ilaç ağrıyı daha az şiddetli hâle getirmiş.
Okumaya veya dinlemeye devam etmek için bundan fazlasına ihtiyacımız var mı? Çoğu zaman yok.
Kelimenin tam Türkçe karşılığını bulmaya çalışmak bazen bizi asıl amaçtan uzaklaştırıyor. Amacımız her kelimeyi çevirmek değil, anlatılan şeyi anlamak.
Tahminimizi kontrol etmek
Bir tahminde bulunduktan sonra onu hemen doğru kabul etmemeliyiz. Bulduğumuz anlamı cümlenin içine yerleştirip mantıklı olup olmadığına bakabiliriz.
Mesela “bottleneck” için engel veya tıkanıklık gibi bir tahminde bulunmuştuk:
Tahminimizi cümleye yerleştirelim:
“Bu modeller, uçağa yolcu yerleştirme sürecindeki en büyük iki engeli hesaba katacak şekilde tasarlanmış.”
Cümle mantıklı. Ardından verilen örnekler de bu tahmini destekliyor. O hâlde tahminimiz büyük ihtimalle doğru.
Fakat tahmin ettiğimiz anlam cümlenin geri kalanıyla çelişiyorsa başka bir ihtimal düşünmemiz gerekir. İlk tahminimiz yanlış olabilir. Bunda bir sorun yok. Buradaki amaç ilk seferde kusursuz bir çeviri yapmak değil, elimizdeki bilgileri kullanarak en mantıklı sonuca ulaşmak.
Bağlamdan anlam çıkarırken izleyebileceğimiz yol
Bilmediğimiz bir kelimeyle karşılaştığımızda şu sırayı takip edebiliriz:
Hemen durma. Cümleyi, mümkünse paragrafı veya konuşmanın devamını bitir.
Genel konuyu düşün. Kim, ne hakkında konuşuyor?
Kelimenin olumlu mu olumsuz mu olduğunu anlamaya çalış.
Örnek, tanım veya açıklama ara.
Benzerlik ve zıtlık bildiren ifadelere dikkat et.
Neden-sonuç ilişkilerini incele.
Kelimenin cümledeki görevini bul. İsim mi, fiil mi, sıfat mı?
Varsa kelimenin parçalarını incele.
Video izliyorsan görüntü ve beden dilini de kullan.
Yaklaşık bir anlam tahmin et ve bunu cümlenin içinde test et.
Tahminin yeterliyse devam et.
Son madde özellikle önemli: Tahminin yeterliyse devam et.
Her bilinmeyen kelime aynı derecede önemli değildir. Bazen bir kelimeyi anlamadan da cümlenin veya paragrafın ana fikrini anlayabiliriz. Böyle bir durumda durup sözlüğe bakmak, anlamamıza yardımcı olmak yerine dikkatimizi dağıtabilir.
Peki sözlüğe hiç mi bakmayacağız?
Tabii ki bakacağız. Bağlamdan anlam çıkarmak, sözlük kullanmamak anlamına gelmiyor. Önemli olan sözlüğün ne zaman kullanılacağı.
Şu durumlarda sözlüğe bakmak mantıklı olabilir:
Kelime metnin ana fikrini anlamamızı engelliyorsa,
Aynı kelimeyle tekrar tekrar karşılaşıyorsak,
Kelimenin yaklaşık değil, kesin anlamını bilmemiz gerekiyorsa,
Kelimeyi kendi konuşmalarımızda veya yazılarımızda kullanmak istiyorsak,
Bağlamdan yaptığımız tahmini kontrol etmek istiyorsak.
Mümkünse önce bir tahmin yapıp sonra sözlüğe bakmak daha faydalı olabilir. Böylece sözlüğü sadece cevabı veren bir araç olarak değil, düşüncemizi kontrol eden bir araç olarak kullanırız.
Üstelik kelimenin anlamını gördüğümüzde “Aa, ben de buna yakın bir şey düşünmüştüm” demek, kelimenin hafızamızda daha güçlü bir iz bırakmasını sağlayabilir. Çünkü bu sefer kelimeyi hazır bir çeviri olarak almadık; anlamına ulaşmak için zihinsel bir çaba harcadık.
Sözlüğe baktığımızda sadece Türkçe karşılığı okuyup geçmemek de önemli. Kelimenin örnek cümlelerine, hangi kelimelerle birlikte kullanıldığına ve varsa farklı anlamlarına bakmak daha faydalı olur. Çünkü bir kelimenin anlamı, kullanıldığı bağlama göre değişebilir.
Sonuç
Bilmediğimiz bir kelimeyle karşılaştığımızda ilk refleksimiz durmak ve kelimeye bakmak oluyor. Fakat bazen yapmamız gereken tam tersi: kelimeden gözümüzü ayırıp etrafına bakmak.
Cümlenin geri kalanı, önceki ve sonraki cümleler, verilen örnekler, zıtlıklar, neden-sonuç ilişkileri, kelimenin cümledeki görevi, konuşanın ses tonu ve hatta yüz ifadesi bize ipucu verebilir.
Her seferinde kelimenin tam karşılığını bulamayabiliriz. Zaten bulmak zorunda da değiliz. Bazen “olumsuz bir şey”, “bir tür engel”, “çok aç olmakla ilgili” veya “göz korkutucu gibi bir anlamı var” diyebilmek, okumaya ya da dinlemeye devam etmemiz için yeterlidir.
Akıcı bir şekilde İngilizce okumak veya dinlemek, her kelimeyi bilmek demek değildir. Bilmediğimiz kelimelere rağmen anlamı takip edebilmek demektir. Bu da sadece kelime ezberleyerek değil, bağlamı kullanmayı öğrenerek gelişir.



Yorumlar