Türkçe Konuşanlar Olarak İngilizcede En Çok Yaptığımız Hatalar (ve Çözümleri)
- Gökhan Çetinyürür

- 9 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 10 Şub
İşim gereği birçok milletten insanla konuşuyorum ve zamanla şunu farkettim: İngilizce konuşurken yapılan hatalardan bazıları ana dilinize göre değişiyor. İspanyolca konuşanlar cümleye pronoun (I, you, we, they...) eklemeyi unuturken (Türkçedeki gibi onlarda da "ben, sen, o" deme zorunluluğu yok), Slav dillerini konuşanlar sıklıkla yanlış article (a/an, the) kullanıyor. Bizim de kendi hatalarımız var tabi ki. Bakalım bizim İngilizcede en çok yaptığımız hatalar neler.

1) I am agree.
Sanırım en çok yaptığımız hatalardan biri bu. Hepimizin bildiği gibi "I" ve "am" iki farklı sözcük. İngilizceyi "kalıplarla" öğrenme alışkanlığımız yüzünden bu farklı bilsek de aklımızın bir köşesinde "I am" tek sözcük gibi kalıyor. "To agree" de bir fiil olmasına rağmen biz bunu bazen yardımcı fiille kullanılan bir isim gibi algılıyoruz (aynı fikirde olmak), bu da bize bir hata yapıyormuşuz hissi vermiyor. Doğrusu: "I agree."
2) "Actually" kelimesini çok fazla kullanmak
Bu hata genelde İngilizce seviyesi belli bir seviyenin üzerinde olan kişiler tarafından yapılıyor. Amerikan dizilerinden aşina olunan "actually" kelimesi, çoğunlukla bir düzeltme yapacaksak kullanılması gereken bir kelime. Durduk yere ve çok fazla kullanmak, özellikle de cümlelere "actually" diyerek başlamak düzgün İngilizce konuşurken kulağa yapay gelmenize neden olacaktır.
Doğru örnek: "It's expensive to go abroad."
" Actually, considering the prices here, it's not that expensive."

3) Prepositions: at/on/in
Türkçede "prepositions" yerine genelde bulunma hal eki (-de, -da) kullanıyoruz: evde, altıda, 2021'de vs. İngilizcede ise bildiğiniz gibi bunun yerine "preposition" dediğimiz kelimeler var ve bu kelimeler kullanıldıkları yere göre farklılık gösteriyor, bu da bize ters geldiği için hata yapıyoruz. En çok kullanılan preposition'ları (in, on, at) yer ve zamana göre ayırarak şöyle öğrenebiliriz:
Zaman (clock/calendar/container)
Zaman (clock / calendar / container)
At (clock):
Saatlerde, tam zaman belirtirken ve içinde “time” geçen ifadelerde kullanılır.
“at 8 pm, at noon, at midnight, at a bad time”
On (calendar):
Günler ve tarihlerle birlikte kullanılır.
“on Sunday, on April 7th, on my birthday”
In (container):
Daha uzun zaman dilimleri ve belli bir süreyi kapsayan ifadelerle kullanılır.
“in 1999, in August, in this century”
Yer (inside/point/surface)
In (inside):
Bir şey başka bir şeyin fiziksel olarak içindeyse ya da geniş bir alanın içindeyse kullanılır.
“in the newspaper, in a cup, in the building”
At (point):
Belirli bir nokta ya da sınırları olan bir alan kastediliyorsa kullanılır (fiziksel temas şart değildir).
“at the door, at the airport, at the table (masada oturanlar için)”
On (surface):
Bir şey yatay ya da dikey bir yüzeyin üzerindeyse kullanılır.
“on the floor, on the wall, on the table (masanın üzerinde duran nesneler için)”

4) Sayılabilir gibi görünen sayılamayanlar
İngilizce ile Türkçenin anlaşamadığı konulardan biri de countable / uncountable isimler. İngilizcede birçok isim sayılamaz kabul edilir. Eğer “kaç tane?” sorusuna mantıklı bir cevap veremiyorsak, o isim büyük ihtimalle İngilizcede uncountable’dır.
Türkçede “Saçların çok güzel” diyebiliriz. İngilizcede ise “your hairs…” diyemiyoruz (evet, “hairs” diye bir kullanım var ama bu örnek için doğru değil). Çünkü “kaç tane saçın güzel?” sorusuna mantıklı bir cevap veremiyoruz.
Ünlü sayılamayanlar:
information, advice, homework, furniture, luggage, equipment vb.
5) Direkt çeviriler
Bir kavram bir dilde başka, başka bir dilde bambaşka bir şekilde ifade edilebilir. Bunu bilmemize rağmen, kulağa doğal geldiği için İngilizce konuşurken bazı ifadeleri Türkçeden birebir çeviriyoruz.
Örnekler:
I opened the TV → I turned on the TV
I can’t use a car → I can’t drive a car
I closed the light → I turned off the light
I turned back to Istanbul → I returned to Istanbul
I came here with car → I came here by car
“Açmak, kapatmak, kullanmak, dönmek, ile / vasıtasıyla” gibi kelimeler Türkçede çok geniş anlamlarda kullanıldığı için bize doğal geliyor. İngilizcede ise aynı mantık çoğu zaman işlemiyor. Kavramları kalıp olarak öğrenmek uzun vadede işe yaramıyor. Tamamen İngilizce düşünmek mümkün olmasa da, her şeyi Türkçeden çevirerek İngilizce konuşmak oldukça zor. Bu hataların önüne geçmenin tek yolu, dile yeterince maruz kalmak.

Sonuç:
To err is human (hata yapmak insana mahsustur) demiş büyüklerimiz. Hatalar her zaman olacak ama gelişim de tam olarak burada başlıyor. Hataları fark etmek, anlamak ve üstüne gitmek. İngilizce içerik tüketin, sabırlı olun, pratik yapın. En önemlisi, kendinize iyi bakın.



Yorumlar